İçindekiler

Hakim Abay

Bilingual Edition

On Üçüncü Söz.

Ornament

Abay, on ikinci sözde ele aldığı ibadet ve iman meselelerini bu sözünde de sürdürür. Bu kez imanın tanımını ortaya koyarak, kişinin imana gönülden bağlanması için iki yol bulunduğunu belirtir. Ona göre: “Birincisi, kişinin neye iman ediyorsa onun hakikat olduğuna aklî delillerle ulaşmasıdır. Buna ‘hakikî iman’ denir. Abay, bu tür bir imana ulaşmanın kolay olmadığını, bunun için çok okuma, derin düşünme ve ilmî bir birikim gerektiğini ifade eder. Kazak toplumunda bu düzeyde ilme sahip kimselerin sayısının neredeyse çok düşük oranda olduğunu vurgular. İkinci yol ise, birilerinden işiterek ve din adamlarının anlattıklarıyla iman etmektir. Bu ise “taklidî iman” olarak adlandırılır. Gerçek iman sahibi kimse, ölüm tehdidiyle bile karşılaşsa gönlü sarsılmaz; imanı asla titremez. Abay, böyle bir imanı koruyabilmek için “cesur bir yürek, sarsılmaz bir irade ve gevşemeyen bir ruh kuvveti” gerektiğini belirtir.

Halk arasında iman ettiğini söyleyenlerin çoğu, her ne kadar taklidî imana sahip olsalar da bu imanın sağlamlığı yoktur; hayatın akışına göre yalanı bile doğru diye yemin etmekten çekinmezler. Böyleleri “Allah Teâlâ’nın affetmeyeceği günah yoktur” şeklindeki düşünceye dayanarak davranışlarını meşrulaştırırlar. O hâlde burada söz konusu iman nasıl bir imandır? Abay bu soruya kesin bir cevap vermez; fakat meseleye dair perdeyi aralar. Ona göre iman hakkında düşünmek, çözüm aramak ve ibadet etmek her bireyin kendi sorumluluğudur; kişinin imanına zorbalıkla yön verilmemelidir. Hakikî imana ulaşmak için Allah’ın varlığını akılla, mantıklı yöntemlerle kavramak gerekir. Eğer akıl buna yetmiyorsa, delil bulunamıyorsa, yalnızca “inanıyorum” demenin gerçek anlamda bir iman ifade etmeyeceğini dile getirir. Abay, halk arasında bu iki iman türünden hiçbirinin tam anlamıyla bulunamadığını söyler ve şöyle yakınır: “Gerçek imanı var desek, ilmi yok; taklidî imanı var desek, sağlamlığı yok…” Kazakların ise “Allah Teâlâ’nın affetmeyeceği günah yoktur” şeklindeki temeli olmayan sözlere sığınarak kendilerini avutmalarını eleştirir. Bununla da yetinmeyip, cömert tabiatlı Kazakların “Allah Teâlâ’nın affetmeyeceği günah yoktur” diye temelsiz bir söze yaslanarak kendilerini avutmalarını eleştirir.

Sonuç olarak Abay, Kazakları bu bakımdan tanımaya çalışmış, iman üzerine düşüncelerini ortaya koymuş; ancak Kazakların neden gerçek imanı tanıyamadıkları konusunda herhangi bir delil ileri sürmemiş, yalnızca meseleyi açıklamaya yönelmiştir. 📚

Kelime Açıklamaları & Grup Çalışması

📚 Kelime Açıklamaları

Gerçek iman (yakînî iman): Akılla temellenen kesin inanç

Taklidî iman: Başkasından duyularak edinilen inanç

Akıl yoluyla delil: Mantıklı, düşünsel kanıt arayışı

Cesur yürek: Korkusuz ve kararlı mizaç

Sarsılmaz kuvvet: İnançta değişmeyen direnç

Kayıtsız kalmak: Tepkisiz, ilgisiz davranmak

Göz boyama: Aldatıcı dış gösteriş

Perdeyi aralamak: Gizliyi açığa çıkarmak

İmana zorbalık etmek: İnanç alanına dışsal baskı uygulamak

Delil ileri sürmek: İspatlayıcı kanıt sunmak

Mantıklı yöntem: Akla uygun düşünce süreci

Temelsiz söz: Dayanağı olmayan söylem

DİL, YÜREĞİN SÖYLEDİĞİNE UYSA

Он үшiншi сөз.

Ornament

Он екiншi сөзде айтылған ғибадат, иман мәселесiн Абай осы сөзде әрi қарай жалғастырған. Иманға түсiнiктеме бере келiп, ол иман келтiрiп илануға екi түрлi нәрсе керек дейдi: Я, әуел не нәрсеге иман келтiрсе, соның хақтығына ақылмен дәлеледеп илану, оны якини иман деп атайды. Бұған жету оңай шаруа емес. Терең оқу керек. Ғұлама болу керек. Қазақ арасында ондайлар не жоқ, не жоқтың қасы. Екiншi береулер бiреулерден естiп, молдалардың айтуымен иланды. Мұны талкиди иман дейдi. Шын иман бiреу өлтiрем деп қорқытса да көңiлi қозғалмастай берiк болуы шарт. Абай мұндай иманды сақтауға қорықпас жүрек, айнымас, көңiл босанбас буын керек деп тұжырымдайды. Ел iшiндегi иман келтiрушiлердiң денi таклиди иман болғанымен, берiктiгi жоқ, өмiрдiң ықпалына қарай өтiрiктi шын деп ант беруден тайынбаушылар. Ондайлардың “құдай тағаланың кешпес күнасы жоқ” деген түсiнiгi бар. Сонда әңгiме қайдағы иман туралы болмақ. Бұл мәселеге Абай жауап бермеген. Бiрақ, iстiң бет - пердесiн ашқан. Иман туралы ойланып - толғанып бiр шешiмге, ғибрат жасауға келу әркiмнiң өз шаруасы. Адамның сенiмiне зорлық болмағаны лазым. Якини иман келтiру үшiн логикалық тәсiл арқылы Алланың барлығын ақылмен тану шарт. Ал егер ақылың оған жетпесе, дәлелiң болмаса, Аллаға сенгеннен басқа иман келтiруден өзге не бар. Мiне, Абайдың иман туралы өз тұжырымы осы тұрғыда болып келедi. Халық арасында ол осы екi иманды таба алмаған. “Якини иманы бар деуге ғылымы.

жоқ, тақлиди иманы бар деуге берiктiгi жоқ…”- дейдi Абай. Онысымен қоймай кеңпейлдi қазақ “Құдай тағаланың кешпес күнәсi жоқ”- деп жалған мақалды қуат көредi. Мiне, осындай қазақты ендi танып көр. Абай да ойын осы тұрғыда ғана өрбiткен. Иман туралы ой өрбiтiп, қазақтың неге шын иманды танымағаны туралы дәлел айтпаған.