İçindekiler

Hakim Abay

Bilingual Edition

Yirmi Yedinci Söz.

Ornament

Bu söz, Sokrates ile öğrencisi Aristodemos, arasında geçtiği kabul edilen bir diyalog üzerine kurulmuştur. Sokrates, bilinen en büyük Yunan bilgin ve düşünürlerinden biridir; onun hakkında oldukça geniş bilgi mevcuttur. Kendisi daha çok Eflatun’un eserlerinden tanınır. Sokrates, “İnsaniyetin temeli bilgidir” diye öğüt veren bir filozoftur. Aklı temel almış, dönemin tanrılarıyla ilgili olumsuz görüşler dile getirdiği için de cezalandırılmıştır.

Aristodemos adıyla anılan birkaç kişi yaşamışsa da, bunların hiçbiri felsefe tarihinde Sokrates ya da Eflatun kadar belirleyici bir yer edinmemiştir. Bu nedenle burada esas mesele Aristodemos değildir; hatta Sokrates bile değildir. Asıl konu, Tanrı’ya ibadet etme meselesidir.

Sokrates’in kendisi Tanrı’ya inanmamış olsa da, bu konuda Aristoteles’le bir sohbet gerçekleştirdiği rivayet edilir. Bu sohbetin amacı Aristodemos’u denemek değil, ibadet üzerine hakikate ulaşma çabasıdır.

Antik Yunan’da bilginler, düşünsel tartışmalarını genellikle diyaloglar aracılığıyla yürütürlerdi. Gerçeği, karşılıklı konuşma yoluyla ararlar; yine de “hakikat budur” diye kesin bir hüküm sunmadan meseleyi okuyucunun takdirine bırakırlardı.

Sokrates ile Aristodemos’un sohbeti başlangıçta, Tanrı’ya ibadet ile insan sanatının karşılaştırılması, yani “hayranlık uyandırma” meselesi üzerinde yoğunlaşır. Sokrates şöyle sorar:

Ey Aristodemos, yaptığı hünerlerle insanları hayrete düşürmeye layık bir kimse tanıyor musun?

Aristodemos cevap verir: “Çoktur, efendim.

Sokrates sorar: “Birinin adını söyleyebilir misin?

Aristodemos şöyle der: “Homer’e şiirlerinden dolayı; Sofokles’e trajedi sanatındaki ustalığından, yani başkalarının karakterine bürünebilmesinden dolayı; Zeuksis’e de resim sanatındaki maharetinden ötürü hayranım.

Sokrates bunun üzerine şu soruyu yöneltir: “Öyleyse hangisi daha fazla hayranlık uyandırmaya layıktır: Cansız, akılsız bir varlığın yalnızca dış görünüşünü resmedebilen ressam mı, yoksa canlıyı, akıllıyı, insanın kendisini yaratmış olan kudret mi?

Aristodemos, “Elbette ikincisi daha fazla hayranlığa layıktır” diye cevap verir; ancak hemen ardından şöyle bir şart ileri sürer: “Yaratıcı, yarattıklarını bilerek ve bir hikmete dayanarak meydana getiriyorsa…” Eğer var olan şeyler kendiliğinden ortaya çıkmışlarsa, o hâlde yaratıcının kudreti ve kerametleri neye dayanır? Böylece Aristodemos, yaratıcı kudret konusunda bir çeşit şüphe ortaya koyar. Bu ise doğrudan Allah’ın yaratma fiiline ilişkin bir tartışmadır. Öte yandan, insanın ortaya koyduğu işler de hayranlık uyandıracak niteliktedir. Çünkü ressamlar, şairler ve sanatkârlar da bir anlamda “yaratıcı”dır; onlar da yeni şeyler meydana getirirler. Örneğin Homer’in şiirleri, Sofokles’in trajedi eserleri, Zeuksis’in resimleri yalnızca gerçek hayatta bulunan şeyleri anlatmakla kalmaz; sanatçıların kendi maharetleriyle, hayatta olabilecek ya da olması gereken şeyler üzerine kurdukları hayal ve düşünceleri de yansıtır. İşte bu nedenle insanlar onların eserlerine hayranlık duyar.

Sokrates, Aristodemos’e şöyle bir soru yöneltir: “Dünyada yararlı olan pek çok şey vardır; fakat bunların hangilerinin faydası açıkça bilinir, hangilerininki belirsizdir? Sence hangisinde hikmet görürsün? Aristodemos, ilkinden hikmet gördüğünü söyler. Bunun üzerine Sokrates şöyle devam eder: “Öyleyse insanın yaratıcısı, beş duyu organını - göz, burun, kulak, ağız ve dil - insana verirken, onları düşünerek, onların insana yararlı olacağını bilerek verdiği gerçeği apaçık değil midir? İlk olarak gözü, görsün diye vermiştir. Eğer göz olmasaydı, dünyadaki güzelliklerden nasıl haz duyardık? Göz hassas yaratıldığından, onu korumak için kirpiklerle donatmıştır; kirpikler gözü rüzgârdan ve tozdan sakınır. Alındaki terlerin göze akmaması için de kaşları vermiştir. Kulak olmasaydı, hiçbir sesi, hiçbir nağmeyi, güzel sâdâyı, müziği ve şarkıyı işitip zevk alamazdık.

Burnumuz koku almasaydı, güzel kokuları sevmek veya kötü kokulardan uzak durmak elimizden gelmezdi. Ağzımız ve dilimiz tat alamaz olsaydı, dünyadaki tatlıyla tatsızı ayırt edemez, farklı tatlardan hiçbir haz duyamazdık. Ve Sokrates sorar: “Bütün bunlar bize faydalı değil midir?

Gözleri, burnu ve ağzı birbirine yakın yaratmıştır; çünkü insan, yediği içtiği şeyin temiz olup olmadığını bilerek tüketebilsin. Buna karşılık, bedenin gerekli olsa da tiksinti veren organlarını başımızdan uzak bir yere yerleştirmiştir. Bütün bunlar, her şeyin hikmetle yaratıldığının açık bir delili değil midir?” demiştir.

Bu delillerden sonra Aristodemos, insanın yaratıcısına dair taşıdığı şüpheleri bir kenara bırakır. Anlar ki, gerçek usta ressam Zeuksis değil, hakiki sanatkâr ve mutlak yaratıcı Allah Teâlâ’dır. O, dünyayı kusursuz bir ustalıkla var etmiştir. Ancak bu kudretin ve ustalığın sırrı, yalnızca Yaratıcının kendi ilminde saklı olan bir sırdır.

Sokrates ile Aristodemos sohbetlerine devam ederek aklın çeşitleri üzerinde dururlar. Sokrates şöyle der: “Ey Aristodemos! İnsanlardan başka hiçbir varlıkta akıl bulunmadığını nasıl düşünebilirsin? Peki sen bu akla nasıl sahip oldun? Elbette önce bedenimize can geldi, sonra akıl geldi. Bu noktada Abay, Sokrates’in sözleri aracılığıyla akıl hakkında önemli düşünceler ortaya koyar. Birincisi, insan aklının dışında başka bir aklın daha bulunduğu fikridir. Peki bu nasıl bir akıldır? Abay’a göre bu akıl, insana canla birlikte gelen bir akıldır. O hâlde can, aklın bir tür zırhı yahut koruyucu kabuğudur. Demek ki aklın insanda ortaya çıkması için yürek – yani canlılık, ruh ve içsel hayat – gereklidir. Böyle olunca akıl, insan bedenine can ile girer. Fakat o hâlde insan dışındaki akıl dediğimiz şey nedir? Nerede bulunur? Bu mesele, Abay tarafından bilerek açık bırakılmış, açıklanmamıştır.

İkincisi şudur: Eğer can, aklın zırhı ise, o hâlde canın kendisi nedir? Neden insana verilmiştir? Can, hayvanda da bulunur; fakat hayvanda akıl yoktur. Bu da can ile akıl arasındaki ilişkinin yalnızca fizikî bir bağ olmadığını, insana özgü bir mahiyeti bulunduğunu gösterir.

Üçüncüsü ise, insana canı ve onunla birlikte aklı verenin Allah olduğudur. Allah akıllıdır; fakat insan O’nun aklını kavrayamaz. O canlıdır; fakat insan O’nun mahiyetini anlayamaz. İnsan ancak Allah’ın kerametlerini ve kudretini hissedebilen, bunları kabul eden ve O’nun önünde boyun eğendir.

Sokrates, öğrencisine akıl konusundaki düşüncelerini derinlemesine açıklamaya devam eder: “Şu âleme bak! Onun yapısını anlamaya aklımız yetmez; hem güzelliği, hem düzeni öyle kusursuz bir kanunla yaratılmıştır ki, hiç bozulmamıştır. Bunların hepsine hayran kalırsın ve yine de aklın bunları kavramaya güç yetiremez. Bütün bunlar gerçekten tesadüflerin bir sonucu olabilir mi, yoksa bunların sahibi sınırsız, yüce bir akıl mıdır?

Abay, “âlem” kelimesini eserlerinde sıkça kullanır. Âlem sınırsızdır; sınırlı akla sahip insan onun mahiyetini bütünüyle anlayamaz. Bu nedenle Abay, âlemin karşılığı olarak “sınırsız ulu akıl” kavramını öne çıkarır. Peki bu ulu akıl nedir? İnsan aklı bunun özünü kavrayamaz.

Aristodemos ise, hocası Sokrates’in söylediklerine inanarak şöyle der: “Bu yüce Tanrı’yı inkâr etmiyorum. Fakat Tanrı benim yaptığım ibadetlere nasıl muhtaç olabilir?

Sokrates, Tanrı’ya ibadet etmenin önemini çeşitli delillerle açıklar. Allah, kulunu en güzel şekilde yaratmakla kalmamış, aynı zamanda onun koruyucusu olmuştur. Bunun üzerine Aristoteles şöyle sorar: “Tanrı’nın benim için endişelendiğini nasıl bilebilirim? Sokrates bu soruya şu delilleri sıralayarak cevap verir: “Öyleyse bütün mahlûklara bak, bir de kendine bak. Hepimize can verilmiştir. Fakat insan, geçmişini, bugününü ve geleceğini düşünür, onları değerlendirir ve kontrol eder. Hayvan ise geçmişini ve bugününü zor kavrar; geleceğini ise hiç düşünemez. Hayvanlara verilen bedenlere bak; sonra insana verilen bedene bak. İnsan, iki ayağı üzerinde dik durarak dünyayı seyreder, etrafını görebilir; üstelik hayvanlardan yararlanır, onların faydasını görür. Hayvanlar ise biri yalnızca ayaklarına, biri yalnızca kanatlarına güvenir; kendi türünden başka bir varlıktan yararlanabilme imkânları yoktur. Fakat insanoğlunun hayranlık uyandıran aklını, yine güzel yaratılmış bedenine yerleştirmiştir. Ona böylesine bir yetki verip, hikmetle hayvanlara ‘sultan’ kılması apaçık bir delil değil midir? Sokrates, delillerini şu hükümle bağlar: “Öyleyse Tanrı’nın, insanoğlunu üstün görerek her şeyi önceden düşünüp bir düzen içinde yarattığının açık bir delili vardır. O hâlde insanın ibadet etmesi borcudur; bu onun farzıdır.

Bu noktada özellikle iki hususa dikkat etmek gerekir. Birincisi, canın ışığının (ruhsal aydınlığın) hayvan ile insanda aynı düzeyde olmadığıdır. İkincisi ise, aklın insan bedeninin yapısına uygun biçimde yerleştirilmiş olmasıdır. Bu uyum ve bütünlük olmaksızın akıl hakkında hiçbir söz söylemek mümkün değildir. Ne var ki, bu uyumun kendisi dahi insanı Allah’a karşı borçlu kılar. İnsan bu borcunu Rabbinin huzurunda ibadet ederek öder.

Sokrates ibadet edenlere gülerdi” denir; fakat o, öğrencisi Aristodemos’u Allah’a ibadet etmeye ikna etmiştir. Bu tezadı (çelişkiyi) nasıl anlamalıyız? Sokrates’in Allah’a inanmadığı bilinmektedir. Öyleyse neden öğrencisinin ibadet etmesini istemiştir? Abay bu sorunun cevabını açıkça vermez. Muhtemelen bu doğaldır; çünkü burada asıl mesele Allah’ın zatı değil, sınırsız yüce akıl düşüncesidir. Bir ulu aklın varlığı ise tartışmasız bir gerçektir. Abay, Sokrates’in sohbeti üzerinden akıl hakkında ibret verici bir hikâye anlatmaktadır. 📚

Kelime Açıklamaları & Grup Çalışması

📚 Kelime Açıklamaları

Sokrates (MÖ 469–399), Antik Yunan’ın ve dünya felsefe tarihinin en önemli düşünürlerinden biridir.

Aristodemos (M.Ö. 5. yüzyıl), Antik Yunan’da yaşamış, Sokrates’in çevresinde bulunan gerçek bir kişidir. Sokrates’in yakın dostu ve öğrencisidir.

Mutlak: Sınırı olmayan, tamamen geçerli, kesin olan.

İnkâr etmek”: Bir şeyi kabul etmemek, doğru ya da gerçek olduğunu söylememek, varlığını reddetmek

Tesadüf: Rastlantı, planlanmadan, kendiliğinden olan olay.

Tezat: Birbirine tamamen zıt, karşıt, uyumsuz iki durum.

Muhtemelen: Bir şeyin olma olasılığının yüksek olduğunu, fakat kesin olmadığını belirtir. büyük ihtimalle

“HASTALIĞI YARATAN ALLAH’TIR; FAKAT HASTALANDIRAN ALLAH DEĞILDIR”

Жиырма жетiншi сөз.

Ornament

Бұл сөз Сократ хакім мен оның шәкiртi Аристодим дегеннiң екеу ара әңгiмесi негiзiнде құрылған. Сокар аты әйгiлi көне грек заманының ғұламасы. Ол туралы мағлұматтар жеткiлiктi. Бiз оны әсiресе Платон арқылы толғырақ бiлемiз. Сокарт адамшылықтың негiзi бiлiм деп насихат айтқан ойшыл. Ол ақылға сенген, кезiнде құдайлар беделiне көлеңке түсетiндей пiкiрлер айтып, сол үшiн жазаланған. Ал Аристодим дегендер бiрнешеу болған. Бiрақ, олардың ешқайсысы да философия тарихында айтулы орын алмаған. Сондықтан Аристодим туралы тәтпiштеудiң қажетi шамалы. Мәселе, Аристодимде, тiптен Сокартта да емес, әңгiме желiсi құдайға құлшылық туралы. Сократ өзi құдайға құлшылық қылмағанымен, осы мәселе хақында Аристодиммен сұхбат құрған. Ондағы ойы Аристодимдi сынаққа салу емес, құлшылық туралы ақиқатқа жету. Көне грек жұртында оқығандардың ойлау тәсiлi сұхбатқа негiзделген. Олар ешқашан дайын пiсiп - жетiлген ақиқат ұсынбаған. Ақиқатты сұхбаттаса, сөйлесiп отырған адамымен кеңесе отырып iздеген, оның өзiнде ақиқат мынау демей, iс шешiмiн оқырманға қалдырып отырған. Бұл оқырман ой өрiсiн шектемейтiн, керiсiнше кеңшiлiк беретiн тәсiл. Сөз басында Сокарт хакiм мен Аристодим құдайға құлшылық пен адам өнерiне таңырқау мәселесiне тоқталған: -Әй, Аристодим, ешбiр адам бар ма, сенiң бiлуiңше, қылған өнерлерi себептi алдам таңырқауға лайықты? –дедi. Ол айтты:.

-Толып жатыр, қазірет. -Бiрiнiң атын аташы,-дейдi. -Гомерге бәйітшiлiктiгi себептi, Софоклге трагедиясы себептi, яғни бiреудiң сипатына түспектiк, Зевксиске суретшiлiгi себептi таңырқаймын… -Олай болса, кiм артықша ғажайыблануға лайықты, жансыз, ақылсыз, құр пiшiндi жасайтын суретшi ме, я жан иесi, ақыл иесi адамды жаратушы ма? –дейдi. Аристодим соңғысы лайықты дейдi, бiрақ жаратушы өз жаратқандарын бiлiп, хикметпен жасаса. Егер жаратылған нәрселер өздiгiмен болса, онда жаратушының не кереметтiгi бар. Сөйтiп Аристодим жаратушы құдіретiне күдік келтiредi. Бұл Алла iсi туралы сөз. Сонымен бiрге адам iсi де таңқаларлық, ол да керемет. Себебi, суретшiлерде “жаратушылар”, олар да жаңа нәрселер жасаушылар. Мысалы, Гомердiң поэмалар, Софоклдiң трагедиялары, Зевксистiң суреттерi өмiрде тек бар нәрселердi ғана баяндап, суреттеп қоймаған, өздерiнiң шығармашылық қуаттары арқасында өмiрде болуға тиiстi, болуы мүмкiн жайларды ашып салған. Сондықтан бұларға адамдар таңырқауға лайықты. Сократ Аристодимге: дүниеде пайдала нәрсе көп, соның қайсы- бiрiнiң пайдасы көрiнiп тұрады, кейбiрiнiң пайдасы көрiнбейдi, соның қайсысын хикмет көресiң деген сауал тастайды. Аристодим бастапқысын хикмет көрем дейдi. Сонда Сократ былай дейдi: -жә, олай болса адамды жаратушы хауаси хамса заһри (сыртқы бес сипат, бес сезiм мүшесi) бергенде, тахқиқ ойлап, олардың пайдасының барлығы түгел оған мұқтаж боларлығын бiлiп бергендiгi әшкере тұр ғой. Әуелi көздi көрсiн деп берiптi, егер көз жоқ болса, дүниедегi көрiктi нәрселердiң көркiнен қайтіп ләззат алар едiк? Ол көз.

өзi нәзiк болған себептi, керегiне қарай ашып, жауып тұруы үшiн қабақ берiптi. Желден, ұшқыннан қаға берсiн болсын үшiн кiрпiк берiптi. Маңдай терiнi көзден қағып тұруға керек болғандығынан, басқа тағы керегi бар қылып қас берiптi. Құлақ болмаса, не қаңғыр, не дүңгiр дауыс, жақсы үн, күй, ән - ешбiрiнен ләззат ала алмас едiк. Мұрын иiс бiлмесе, дүниеде болған жақсы иіске ғашық болмақ, жаман иiстен қашық бомақтық қолымыздан келмес едi. Таңдай, тiл дәм бiлмесе, дүниеде не тәттi, не қатты, не дәмдiнiң қайсысынан ләззат алар едiк? Бұлардың бәрi бiздiң пайдамыз емес пе? Көздi, мұрынды мұндай ауызға жақын жаратыпты, iшiп жеген асымыздың тазалығын көрiп, иiсiн бiлiп, iшiп - жесiн деп. Бiзге керегi бар болса да, жеркенерлiк жер бар тесiктердi бұл бастағы ғазиз бiлiмдi жерiмiзден алыс апарып, тесiптi, мұның бәрi хикметпен бiлiп iстелгендiгiне дәлел емес пе? –дептi”. Бұл дәлелдерге тоқталып Аристодим адам жаратушысына шүбә кiлтiрмедi. Нағыз шебер суретшi Зевксис емес, нағыз шебер - Алла тағала жаратушы. Ол дүниенi асқан шеберлiкпен жаратқан. Бiрақ, шеберлiктiң құпиясы, жаратушының өз сыры. Сондықтан ол туралы сөз айтылмаған. Сократ хакiм мен Аристодим сұқпаттарын жалғастыра келiп, ақылдың түрлерiне тоқталған. –“Ей, Аристодим! Қалайша сен бiр өзiңнен яғни адамнан басқада ақыл жоқ деп ойлайсың?-дедi… Жә, сен бұл ақылға қайдан ие болдың? Әрине, қайдан келсе де, жан деген нәрсе келдi де, сонан соң ие болдық”. Абай бұл тұста Сократтың атымен ақыл туралы бiрнеше аса құнды пiкiрлер айтқан. Бiрiншiден, адамның ақылынан өзге ақылдың болуы туралы түсiнiк. Ол қандай ақыл. Абай оны адамға жанмен бiрге енедi дейдi. Сонда жан ақылдың сауыты. Ақынның “ақылдың жүрек сауыты” дейтiнi сондықтан.

ба екен? Жанның тұрағы – жүрек. Демек, ақыл болуы үшiн алдымен жүректiң қажет болғаны. Ақыл адамға жанмен енсiн, сонда адамнан тыс ақыл деген не, оның тұрағы қайда. Бұл проблема. Екiншiден, жан ақылдың сауыты болса, жан дегеннiң өзi не? Нелiктен ол адамға енедi, оның себебi неде? Жан хайуанда да бар, бiрақ онда ақыл жоқ. Үшiншiден, адамға жанды, онымен қоса ақыл берушi өзге бiреу бар, оның есiмi Алла тағала. Ол ақылды, бiрақ оны адам тани алмайды, ол жанды, бiрақ оның жанын адам түсiнбейдi, адам Алланың тек керметiн, құдіретiн сезiнушi, қабылдаушы, түсiнушi соған бас июшi. Сократ хакiм шәкiртiне ақыл туралы ойларын тереңдете түседi: “Бұл ғаламды көрдiң, өлшеуiне ақылың жетпейдi, келiстi көрiмдiгiне һәм қандай лайықты жарастықты законымен жаратылып, оны ешбiрiнiң бұзылмайтынын көресiң. Бұлардың бәрiне таңғажайып қаласың һәм ақылың жетпейдi, осының бәрi де кез келгендiкпенен бiр нәрседен жаралған ба, яки бұлардың иесi бiр өлшеусiз ұлы ақыл ма?”. “Ғалам” деген кең ауқымды түсiнiктi Абай жиi қолданған. Сiрә, бiздiң кеңiстiк деп жүргенiмiз осы ғалам болса керек. Ғалам шексiз, яғни оны шектеулi адам ақылы меңгермек емес. Оған сай келетiн “өлшеусiз ұлы ақыл”. Ол деген не? Оған адам ақылы жетпейдi. Ондай ақыл бар, әйтпегенде бүкiл ғаламның “пәнденiң ақылына өлшеу бермейтұғын мықты көркем законын” қалай түсiндiруге болады. Аристодим Сократ хакiмнiң айтқандарына иланып, ұстазына былай дедi: “Ол құдайдың ұлықтығына iңкәрiм жоқ. Бiрақ сондай ұлық құдай менiң құлшылығыма не қылып мұқтаж болады?”.

Сократ құдайға құлшылықтың керегiнiң бiрiнен - бiрi туындайтын себеп - салдарды айтады. Алла пендесiн тек мықты көркем законмен жаратып қана қойған жоқ, ол үшiн қам жейтiн қорғаушы, сақтаушы. Бұған Аристодим - ол менiң қамымды жейтұғынын мен қайдан бiлем,- дейдi. Оған Сокарт хакiм мынандай дәлелдер айтады: - Жә, олай болса, һәмма мақұлыққа да қара, өзiңе де қара, жанды бәрiмiзге де берiптi. Жанның жарығын бәрiмiзге де бiрдей ұғарлық қылып берiп пе? Адам алдын, артын, һәм күнiн - үшеуiн де тегiс ойлап тексередi. Хайуан артын, осы күнiн де бұлдыр бiледi, алдыңғы жағын тексермекке тiптi жоқ. Хайуанға берген денеге қара, адамға берген денеге қара. Адам екi аяғына басып тiк тұрып, дүниенi тегiс көрмекке, тегiс тексермекке лайықты һәм өзге хайуандарды құлданарлық, пайдасын көрерлiк лайығы бар. Хайуанның бiрi аяғына сенiп, бiрi қанатына сенiп жүр, бiр өзiңдей хайуанды құлданарлық лайығы жоқ… Бiрақ адам баласы болмаса бұл ғажайып ақылды және ғажайыппен һәм жасаған денеге кiргiзiп, мұнша салахият иесi қылғаны хикметпенен өзге хайуанға сұлтан қылғанына дәлел емес пе? Ендi Адам баласын құлшылық қылмаққа қарыздар екенi мағлұм болмай ма, - дептi. Бұл жерде екi мәселеге баса назар аудару қажет. Бiрi жанның жарығы хайуан мен адамда бiрдей еместiгi, екiншiсi, ақылдың адамның дене бiтiмiне сай келуi. Мұндай үйлесiмдiксiз ақыл туралы ешқандай сөз айтуға болмайды. Бiрақ, осы үйлесiмдiк үшiн де адам Алласына қарыздар. Ол қарызды пенде құдайына құлшылық жасау арқылы өтемек. Осымен талдауды аяқтауға да болар едi, егер сөз басындағы мынандай жайды ескермесек. “Ол (Сократ) өзi құлшық қылғандарға күлушi едi” дей отыра Сократтың шәкiртi Ари-.

стодимдi құдайға құлшылық қылмаққа көндiргенi айтылады. Бұл қайшылықты қалайша түсiнуге болады. Рас, Сокарт құдайға құлшылық етпеген жан. Олай болса шәкiртiн неге ол iске бастап отыр. Бұған Абай жауап бермеген. Мәселенi ашық тастаған. Сiрә, онысы да дұрыс болған. Себебi, мәселе құдайға құлшылықта болып отырған жоқ, мәселе өлшеусiз ұлы ақылда. Бұл құлшылығымыз осы ұлы ақылды мойындау, оны кiм қалай айтады әңгiме онда емес. Әйтеуiр бiр ұлы ақыл бар. Ол шындық. Шындық үшiн талас көп, ұғым, түсiнiк көп. Абай оларды талдап жатпайды. Сократ хакiм сөзi арқылы ақыл туралы ғибрат әңгiме айтқан.