Dünyada sebepsiz hiçbir olay yoktur. Kimi zengin, kimi fakir; kimi sağlıklı, kimi hastadır. Peki, insanların bu kadar farklı oluşunun sebebi nedir? Bunun cevabı açıktır: Her şey Allah Teâlâ’nın emri ve önceden yazılmış olan alın yazısıdır; buna kader denir. Bu durumda, insanların zengin–fakir ya da akıllı–akılsız olarak farklı yaratılmasını Allah Teâlâ’nın takdirinden başka bir sebebe bağlamak mümkün müdür? Bunun aksini iddia etmek sadece bir günah değildir; aynı zamanda Allah’a olan imanı zayıflatan bir görüştür. Biz, eksiklikten münezzeh olan Allah’a iman ederek O’na kulluk ederiz. Abay’ın ifadesiyle: “Allah Teâlâ bir serseriye, bir tembele mal verir; Allah’a dua edip çalışanlara, fayda arayanlara ise şanssızlık ve geçimini sağlayamayacak kadar fakirlik verir. Kimseye zararı olmayan sakin bir kişiye hastalıklar verir; hırsız ve zalim birini ise sağlıklı kılar. Anne babası aynı olan iki çocuğun birini akıllı, diğerini ise engelli yaratır… Bunların hepsi Rahman ve Rahim, kusursuz dediğimiz Allah Teâlâ’ya layık mıdır?
Eğer her şey yalnızca yaratıcının emriyle olup bitiyorsa, insanların çeşitli işlerle uğraşmalarının ve çalışmalarının ne anlamı kalır? Her şey mutlak olarak yaratıcıya bağlıysa, insan iradesinin yeri nedir? Bu düşünce Batı’da “fatalizm” olarak bilinir. Abay bu anlayışı kabul etmez; insan iradesini yok saymanın Allah’ın emrine aykırı olduğunu vurgular. Ona göre, “Her aklı başında kişiye ibadet farzdır. Demek ki iman edebilmek için akıl gereklidir; akıl olmadan iman da olmaz, Allah’ı tanımak da mümkün değildir. Bu nedenle iman, ancak aklı yerinde olan kimseye farzdır; zira akıl, her insanın bireysel bir özelliğidir. Allah Teâlâ kullarına şöyle buyurmuştur:
Beni aklınızın yardımıyla tanırsınız.
Eğer din hakikat üzerine kurulmamış olsaydı, insanlara “Ey insanoğlu, bu konuları düşünmene gerek yok” denilerek mesele kolayca kapatılabilirdi. Oysa durum böyle değildir. Abay bu hususta şöyle bir değerlendirmede bulunur: “İyiliği ve kötülüğü yaratan Allah’tır; fakat iyiliği ve kötülüğü yaptıran Allah değildir. Hastalığı yaratan Allah’tır; fakat hastalandıran Allah değildir. Zenginliği ve fakirliği yaratan Allah’tır; ancak kişiyi zengin veya fakir yapan Allah değildir. Bunu nasıl anlamalıyız? Bana göre burada iki temel mesele vardır. Birincisi şudur: Allah, kullarını yaratırken onlara bir irade vermiştir. İnsanlar ise bu iradeyi farklı şekillerde kullanmışlardır. Birincisi: Allah, kullarını yaratırken onlara irade vermiştir. İnsan, bu iradeyi kendi tercihleri doğrultusunda kullanır. Tembel olan fakir kalmış, çalışkan olan ise zenginliğe ulaşmıştır. Kişi iradesini nasıl hayata dökeceğini ancak kendisi belirler. İkincisi: Allah, kulları düşünüp ibret alsınlar diye iyilik ve kötülüğü yaratmıştır. İyi ya da kötü olmak insana bağlıdır; bu insanın kendi seçimidir. Allah’ın bu seçimlerle doğrudan bir ilgisi yoktur. Şeytanın fısıldadıklarına uyarsan kötülüğe yönelirsin; meleklerin koruması altında kalırsan işlerin iyiye gider. Dünya böyle bir mücadele alanıdır. Eğlenceyi hayatın merkezine koyarsan, nefsine hâkim olmaz, farzlarını yerine getirmezsen bunun sorumlusu Allah değildir. Günah insana aittir. Allah yücedir; kullarının günahlarını bağışlayandır (Gafûr). Allah’ı tanımak ise O’na iman etmektir. Daha önce belirttiğimiz gibi, iman akıllı kimseye farzdır. 📚
📚 Kelime Açıklamaları
1. Takdir: İslâmî terminolojide “takdir”, Allah’ın her varlık ve olay için belirlediği ölçü, düzen ve gerçekleşme biçimidir.
2. Münezzeh: Eksiklikten, kusurdan, noksanlıktan tamamen uzak olan; bu tür sıfatlardan
arındırılmış bulunan varlık. Genellikle Allah için kullanılır.
3. Serseri: Toplumsal bir düzen, amaç veya sorumluluk duygusu olmadan yaşayan; düzensiz, başıboş, amaçsız kimse.
4. Fatalizm: Felsefede insan iradesinin etkisini yok sayarak tüm olayların kader tarafından
önceden belirlenmiş olduğunu ileri süren düşünce akımı. Türkçede “yazgıcılık” ya da “kadercilik” olarak karşılanır.
5. İbret almak: Bir olaydan, durumdan veya başkasının yaşadıklarından sonuç çıkararak ders edinmek; benzer hatalara düşmemek için düşünce geliştirmek.
6. Hayata dökmek: Bir düşünceyi, planı veya niyeti uygulamaya geçirmek; soyut olanı somut bir eyleme dönüştürmek.
7. Gafûr: Allah’ın “çok bağışlayan, affı bol olan” anlamına gelen isimlerinden biri.
BILINÇSIZCE SÖYLENEN SÖZLER
Дүниеде себепсiз құбылыс жоқ. Бiреу бай, бiреу жарлы, бiреу сау, бiреу ауру т.б. Адамдардың әр түрлi халде болуының себебi неде? Бұған жауап дайын. Бәрi Алла тағала әмiрi. Әуел бастан маңдайға жазылған жазу сол, оны жұрт тағдыр дейдi. Олай болғанда адамдарды бай етіп, кедей қылып, естi етiп, әсер етiп алалаған құдай тағала деуден өзге қандай пiкiрге келуге болады. Бұл күпiршiлiк қана емес, Аллаға иланып келтiрген иманымыздың терiске шығуы. Бiз Алланың айыбы, мiнi жоқ деп оған иман келтiрдiк. Абай айтуынша: “… құдай тағала бiр ант ұрғанға, еңбексiзге мал бередi екен. Бiр құдайдан тiлеп, еңбек қылып, пайда iздеген кiсiнiң еңбегiн жандырмай, қатын-баласын жөндеп асырарлық та қылмай кедей қылады екен. Ешкiмге залалсыз бiр момынды ауру қылып, қор қылады екен. Қайта бiр ұры, залымның денiн сау қылады екен. Әке - шешесi бiр, екi баланың бiрi естi, бiрiн есер қылады екен… Осының бәрi құдай тағаланың ғайыпсыз, мiнсiз ғафур (кешiрушi) рахимдығына, әдiлдiгiне лайық келе ме?” Иә, бәрi жаратушының әмiрiмен болса, пенделердiң әлденебiр iстерге душар болып, ұмтылғанынан не пайда. Алланың пендесiне еш өкпесi жоқ, бәрi жаратушы құдіретiнде. Мұндай теорияны Батыста фатализм деп атаған. Абай онымен келiспейдi, ол адамның еркiн байлап - матап тастаушылықты Алла әмiрi демейдi. Оның айтуынша “әрбiр ақылы бар кiсiге ғибадат парыз”. Демек, иман келтiру үшiн ақыл қажет. Ақылсыз иман жоқ немесе Алланы тану жоқ. Ақылы бар кiсiге ғана иман парыз, яғни ақыл әрбiр жанның өз қасиетi. Алла тағала пенде-.
лерiне қатысты айтса керек “ менi таныған ақылмен таныр” –деп. Ақыл тоқтамай дiннен не пайда. Егер дiнiмiз жалған болып, ол жағын пенде сен ойлама дегенмен iс бiте ме? Әрине жоқ, сондықтан Абай мынадай кесiмдi тұжырым жасаған: “… жақсылық, жамандықты жаратқан - құдай, ләкин қылдырған құдай емес, ауруды жаратқан құдай, ауыртқан құдай емес, байлықты, кедейлiктi жаратқан құдай, бай қылған, кедей қылған құдай емес”. Мұны қалай түсiнуге болады. Бұл жерде, менiң ойымша екi мәселе бар. Бiрi Алла пенделерiн жаратқанда оларға ерiк берген. Оны пенделер әр қилы пайдаланған. Айталық, жалқау кедей болған, еңбекқор дәулетке жеткен. Сонда Алла адамға берген ерiкке еркiндiк берген. Еркiндiк берушi Алла тағала оны iске асырушы пенде. Өз еркiн адам қалай пайдаланады, оны тек өзi бiлмек. Екiншiден, Алла тағала пенделерiне ойлансын деп жақсылық пен жамандықты жаратқан. Сенiң жақсы болуың, не жаман болуың өз қолыңда. Бұл iске құдайдың қатысы жоқ. Шайтанның азғыруына ерсең жамандыққа бастайсың, перiштең қақса iсiң оңға басқаны. Дүние осындай арпалыста. Өмiрдiң қызығы - шайтанның азығы, ақылға салмасаң, нәпсiңдi тыймасаң, парызыңды ұштамасаң оған құдай тағала кiнәлi емес. Күнә өз басыңда. Алла тағалада күнә жоқ, ол пәк, ол пендесiнiң күнәсiн кешiрушi(ғафур). Алла тағаланың болмысын тану, оған сену иман деген сөз. Ал иман ақылды кiсiге парыз деп жоғарыда айтты.