Abay, “talep” kavramını sıradan bir istek olarak değil, ilmî ve felsefî bir kavram olarak ele alır. Abay’a göre insanın bilinçli ve amaçlı biçimde harekete geçebilmesi için, talebin hangi şartlara bağlı olduğunu bilmesi gerekir. Peki bu şartlar nelerdir? Abay bu şartları tek tek açıklamaktadır.
Birincisi, bilmediğini öğrenme arzusudur. Abay’a göre gerçek talep, insanın bildiği şeylerden duyduğu huzuru sağlam biçimde muhafaza etmesi, bilmediklerini de “Bir gün ben de bunu öğrenebilsem” ümidiyle sürekli arzulamasıdır. Bu arzu ve sevgi, öğrenme sürecinin gücünü oluşturur. Böylesi bir talebe sahip olan kişiler, öğrenmenin kendisini bir zenginlik olarak görürler. Onlar için dünyanın en büyük değeri ilim ve bilimdir. Eğer ilim ve bilime karşı samimi bir tutku ve derin bir muhabbet yoksa, insanın gönlü başka meşguliyetlere yönelir. Abay bu durumu, bilime duyulan sevginin, insanı sonradan büyüten bir üvey annenin sevgisine benzemesiyle açıklar. Nitekim Abay, “Yarım sevgi, yarım idrak doğurur” diyerek bu eksikliği vurgular. Bu nedenle ilim ve bilime kendini adamış kimsenin başka işlerle oyalanmaması gerekir. Abay’ın “Dünyada da kendisi, malda da kendisi; bilime gönül verirseniz…” şeklindeki ifadesi de bu düşüncenin bir yansımasıdır. Abay, yüzeysel ve gelişigüzel okumayı talep kavramının şartları arasında saymaz; ona göre talep, kişinin bütün varlığıyla o işe yönelmesini ve kendini tamamen adamasını gerektirir.
İkincisi, ilmi öğrenmede hedefe ulaşma arzusunun bizzat kişinin kendisinden kaynaklanmasıdır. Abay, ilme ulaşma sürecinde bahse girmenin bazı olumlu yönleri olduğunu kabul eder; ancak bunun mutlaka sınırlandırılması gerektiğini vurgular. Zira aşırıya kaçan bahis, insanın ahlâkını ve niyetini bozabilir. Abay’a göre “Bahse giren kimse, gerçeği ortaya koymak için değil, karşısındakini yenmek için bahse girer. Bu nedenle bahis, ilme ulaşmanın bir aracı olabilir; fakat bilimi içselleştirmenin temel yolu hâline geldiğinde, zihinsel ve ahlâkî hastalıklara yol açar.
Üçüncüsü, ulaşılan hakikatlerin kararlılıkla korunmasıdır. Abay bu noktada, “Kendin değer vermediğin bir şeye başkalarının nasıl saygı göstermesini beklersin?” sorusunu yöneltir. Bugün savunulan bir düşünceden yarın kolayca vazgeçiliyorsa, bu tutumun ilmî bir değeri kalmaz. Abay bu tür davranışları gayretsizlik ve isteksizlik olarak nitelendirir. Bununla birlikte, “Benim dediğim mutlaka doğrudur” anlayışından da uzak durmak gerekir. Kişinin bilmediğini başkalarından öğrenmeye açık olması da talebin temel şartlarındandır.
Dördüncüsü, ilmi geliştirmenin iki temel aracı vardır. Abay bu araçları “mülahaza” ve “muhafaza” kavramlarıyla ifade eder. Mülahaza, düşünerek değerlendirme ve danışma anlamına gelirken; muhafaza, elde edilen bilginin korunmasını ifade eder. Abay bu kavramlar üzerinde ayrıntılı biçimde durmamış, daha çok anlamlarına işaret etmekle yetinmiştir. Bu nedenle söz konusu kavramların derinlemesine anlaşılabilmesi için, İslam ve Arap felsefesindeki karşılıklarının incelenmesi gerekmektedir.
Beşincisi, akla zarar veren unsurlardan uzak durmaktır. Abay bu konuya özellikle 19. ve 31. sözlerinde değinmiş, insan aklını zayıflatan alışkanlık ve tutumlara dikkat çekmiştir. Bu bağlamda ilgili sözlere başvurulması önerilir.
Altıncısı, ilmi ve aklı koruyan sağlam bir ahlâkî karaktere sahip olmaktır. Abay’a göre bu karakter yerleşik ve güçlü değilse, okumanın ve öğrenmenin hiçbir faydası yoktur. Çünkü ilim, ancak ahlâk ve karakterle birleştiğinde insanı olgunlaştırır. 📚
📚 Kelime Açıklamaları
Talep: Bir şeyi öğrenmeye veya elde etmeye yönelik bilinçli ve sürekli istek anlamına gelir.
Üvey Anne: Bir kişinin öz annesi olmayan, babasının evlendiği yeni eşi (metinde mecazî anlamda kullanılmıştır).
İdrak: Öğrenilen bilginin yalnızca ezberlenmesi değil, anlaşılması ve kavranmasıdır. Kişinin bilgiyi düşünerek içselleştirmesi ve anlamlandırması idrak olarak adlandırılır.
Bahis: Bir konu üzerinde karşılıklı tartışma veya iddiaya girme anlamına gelir.
Mülahaza: Düşünme, değerlendirme ve akıl yürütme anlamına gelir. Öğrenilen bilgilerin zihinde tartılması, sorgulanması ve derinleştirilmesi mülahaza yoluyla gerçekleşir.
Muhafaza: Öğrenilen bilgi ve değerleri koruma ve sürekliliğini sağlama anlamına gelir. Bilginin unutulmaması, bozulmaması ve kalıcı hâle gelmesi muhafaza ile mümkündür.
KAZAK TOPLUMUNDAKİ ZARARLI DAVRANIŞLAR
Абай “талап” дегендi кәдiмгi ғылыми, философиялық ғылым ретiнде талдаған. Адам талаптанып iс қылуы үшiн оның шарттарын бiлуi керек, дейдi Абай. Ол қандай шарттар, солардың бас - басына тоқталайық. Бiрiншiден, бiлмегенiңiздi бiлуге деген құмарлық. Абайдың айтуынша талаптан: “Сол рахат бiлгенiңдi берiк ұстап, бiлмегенiңдi тағы да сондай бiлсем екен деп үмiттенген құмар, махаббат пайда болады”. Мұндай талаптанған адамдар бiлмектiктiң өзiн дәулет деп санайды. Олар үшiн дүниенiң қызығы ғылым мен бiлiм. Егер бiлiм мен ғылымға нағыз құмарлық, махаббат болмаса “көңiл өзге нәрседе болса, …ондай бiлiмге көңiлiңнiң мейрiмi, асырап алған шешенiң мейрiмi секiлдi болады”. Абай “шала мейiр шала байқайды”-дейді. Ғылым мен білімге берілген адам өзге істерге алаңдамауы керек. Абайдың “дүниеде өзi, малда өзi ғылымға көңiл берсеңiз”- дейтiнi сондықтан. Шала - шарпы оқуды Абай талаптықтың шартына қоспайды. Талаптылық сол iске мүлдем бiрiлгендiгi қажет етедi. Екiншiден, ғылымды үйренгенде мақсат еткенде ақиқатқа жету үшiн талап ету қажет. Бiрақ Абай ғылымға жету үшiн бахастықты да (“Бахас”-деп Абай бәсекелiктi айтады) мүлдем терiске шығармайды. Ақын:”. азырақ бахас көңiлдi пысықтындырмақ үшiн залал да емес, көбiрек бахас адамды түземек түгiл, бұзады. Анық себебi, әрбiр бахасшыл адам хақты шығармақ үшiн ғана бахас қылмайды, жеңбек үшiне бахас қылады”,- деп жазады. Мұндай бахасшылық сөзсiз күншiл-.
дiк туғызады. Сондықтан бахас та - ғылымға үйренбектiң бiр жолы болғанымен, оған мүлдем берiлу қателiкке апарады. Абай өзге салалардағы сияқты ғылымға үйренушiлер арасындағы бәсекелiктi терiске шығармай, тек шектен шықпаушылық туралы ескерту жасаған. Бәсекелiк те талаптың бiр шарты, оны ескермеуге болмайды. Ал ақиқат мақсатпен ғылымға үйренушiлер ерекше жандар, ондайларды Абай хакiмдер деп атаған. Хакiмдер бәсеке дегендi бiлмейдi, олар үшiн дүниенiң бiр қызығы бiлмекке құмарлық. Үшiншiден, өзiң жеткен ақиқаттан өлсең де айрылма, берiк бол дейдi Абай. “Өзiң құрметтемеген нәрсеге бөтеннен қайтiп құрмет күтерсiңдер?” Әрине, бүгiн айтқан сөзiңнен ертең қайтып жатсаң, онда қандай тиянақтылық болмақ. Мұндай қылықты жiгерсiздiк, талапсыздық деп айтуға болады. Сонымен бiрге менiң айтқаным ғана дұрыс деген пiкiрден мүлдем аспай, ақиқатты догмаға айналдыру да талаптылық шарты емес. Өзiңнiң көзiң жетпегенмен ақиқатқа көзiңдi өзегелер жеткiзсе қабылда, одан кем - қор болмайсың. Өзiң бiлмегендi өзгеден бiлуге талпыну да талаптың шарты. Төртiншiден, Абай бiлiм - ғылымды көбейтуге екi ру бар, олар мұлахаза және мұхафаза, - дейдi. Оның мұлахаза деп отырғаны ойласып, пiкiр алысу да, ал мұлхафазасы сақтану, қорғану деген түсiнiк. Бұларды Абай тәтпiштеп талдамаған, тек түсiнiк ретiнде берген. Бұл ұғымдарды тереңiрек талдау үшiн, олардың араб философисындағы орындарын анықтау керек. Бесiншiден, Абай ақыл кеселдерi туралы айтқан. Ол мәселе жөнiнде отыз бiрiншi сөзде айтылған. Абай ақыл кеселi туралы он тоғызыншы сөзде айтылған дейдi, расында онда салғырттық хақында ой айтылған. Демек, он тоғызыншы, отыз.
бiрiншi сөздердi қараңыз. Алтыншыдан, ғылымды, ақылды сақтайтұғын мiнез деген сауыты бар,-дейдi Абай. Мiнез берiк болмаса оқығаннан да, үйренгеннен де пайда жоқ.