İçindekiler

Hakim Abay

Bilingual Edition

Otuz Yedinci Söz.

Ornament

Bu sözünde Abay, 23 vecize dile getirmiştir. Bu vecizelerin büyük bir kısmı, atasözü niteliği taşımaktadır. Söz konusu ifadeler, insanın ahlâkî tutumunu, toplumsal ilişkilerini ve bireysel sorumluluğunu kısa fakat derin anlamlar içeren cümlelerle ortaya koyar. Örneğin:

Gönüldeki güzel düşünce dile döküldüğünde görkemini yitirir.

Sadece babasının çocuğu olana ‘düşman’ denir; insanlığın çocuğu olan ise kardeştir.

Yiğit, çok istese bile aza razı olur; bencil ise az istese de kendisine çok verilse dahi memnun olmaz.

Kendi menfaati için çalışan, otlayan hayvandan farksızdır; insanlık için çalışan ise Tanrı’nın sevdiği kul olur.

Zenginliğiyle ün kazanmış bir padişahtansa, aklıyla ün kazanmış bir fakir daha değerlidir; sakalını satan bir ihtiyardansa, emeğini satan bir çocuk daha üstündür.

Tokluk, dilencinin şeytanıdır.

Kötü dost gölge gibidir: Açık havada ondan kurtulamazsın, bulutlu havada ise onu bulamazsın.

Dostu olmayanla sırrını paylaş, dostu çok olana ise saygı göster.

Kaygısızdan sakın, kaygılı olana yardım et.

Gayretsiz öfke dul kalır; geçici aşk dul kalır; öğrencisi olmayan âlim de dul kalır.

Atasözleri, düşüncenin önemli kaynaklarından biridir. İnsan, düşüncelerini çoğu zaman atasözlerine dayanarak ifade eder. Atasözleri, asırlar boyunca süzülerek ve elekten geçerek hem kalıcılık hem de aksiyomatik bir anlam kazanmıştır. Bu yönüyle onlar, bireysel tecrübenin ötesinde kolektif bilinci yansıtır.

Abay, bu sözünde gönlündeki güzel düşünceleri atasözü mahiyetinde dile getirmiştir. Nitekim yukarıda yer verilen vecizelerin büyük bir kısmı, halk arasında gerçekten de atasözleri gibi kullanılmaktadır. Ancak biz, bu atasözlerinin dilimize ve anlayışımıza daha kolay olanlarını tercih ederiz. Örneğin, “Öğrencisi olmayan âlim duldur” sözü günlük dilde sıkça kullanılırken, “Tok dilenci insanın şeytanıdır” ifadesine yeterince önem verilmemektedir. Oysa insanın kendisi tok olduğu hâlde dilencilik yapması; şükür, tövbe, kanaat ve nasip gibi temel ahlâkî değerlerden uzak olduğunu gösterir. Bu tür kimseleri Allah’ın kulu olarak nitelendirmek güçtür. Üstelik bu durum yalnızca Abay devrine özgü olmayıp, günümüzde de karşılaşılabilecek bir olgudur.

Şair, “Kaygısız olandan uzak dur” diyerek dikkat çekici bir ahlâkî uyarıda bulunur. Çünkü kaygısızlık, düşüncesizliğin göstergesidir. Kaygıyı anlamayan kimse, sevinci de gerçek anlamda kavrayamaz. Kaygı ve sevinç ikiz kavramlardır; biri olmadan diğeri var olamaz. İnsanda her iki duygunun da bulunması gerekir, ancak her şeyde olduğu gibi bunların da bir sınırı olmalıdır. Ölçüyü aşan her hâl, Abay’a göre, şeytanî bir nitelik kazanır.

İnsanın yaratılışını derinlemesine irdeleyen Abay, “Geçici aşk duldur” ifadesiyle aşk kavramına dair özgün bir bakış ortaya koyar. Burada şair, âşık olma hâlinden ziyade, âşığın niteliği üzerinde durur. Geçiciliğin olduğu yerde gerçek aşkın varlığından söz edilemez. Ancak aşkı anlamak ve tanımak için, öncelikle yalanın ne olduğunu bilmek gerekir. Çünkü aşk, kalbin bir hâlidir. İnsan Allah’a âşıktır; kız yiğide, çocuk babasına âşıktır. Aşk, aklın ölçüsüyle değil, kalpten doğar. Akıldan değil, histen beslenir. Bu nedenle aşk gerçektir; eğer aşk akla bağlı olsaydı, onun hakikiliği şüpheli olurdu. Histe iman varken, akılda geçicilik söz konusudur.

Halk arasında âlimler için kullanılan “Aklı derya gibidir” deyimi yaygındır. Ancak aklın denize değil, akarsuya benzetilmesi daha isabetlidir. Zira akıl akmadığı, yani yenilenmediği takdirde, akıl olmaktan çıkar; ilimde bu duruma “dogma” denir. Dünkü aklın bugün geçerliliğini yitirmesi doğaldır. Aklın asıl yoldaşı histir. Hissiz akıl, kolsuz bir insana benzer.

Abay, bu sözünde atasözleri aracılığıyla kendi felsefî görüşlerini de dile getirir. Özellikle “çok” kavramı üzerinde durur. Ona göre dünyadaki kötülük, iyilik ve merak, “çok” olarak adlandırdığı halk kitlesinin içinde yer alır. Burada ‘çok’ sözcüğüyle kastedilen, halkın bilinçsiz kalabalığıdır. J.T.) Sokrates’e zehir içiren, İsa’yı dara asan bu “çoktur” diyerek halkın bilinçsiz yönüne dikkat çeker ve bu kitlenin doğru yola yönlendirilmesi gerektiğini vurgular. Şair, halkla ilgili büyük bir meseleyi açıkça ortaya koyar: Çoğunluğun her dediğine inanmanın sonu zarardır. Nitekim Sovyetler Birliği, kendi siyasetini “halkın siyaseti” olarak ilan ederek bir devlet kurmuş, ancak bu düzen uzun ömürlü olmamıştır. Akıl, Allah’ın nurudur ve bu nur topluma değil, bireye verilmiştir. Başında nur bulunan insan, karanlık bir toplumun hayatına aydınlık getirir. Tarih boyunca bu durum hep böyle olmuştur; bu, değişmez bir kanun gibidir.

Abay’ın “Yükselirken senin dileğini halk da diler; yükseldikten sonra ise yalnızca kendin dilersin” sözü, insan–toplum ilişkisini derinlikli biçimde açıklar. İnsan kendi emeğiyle yükselir; başlangıçta halk da ona destek olur. Ancak yüksek bir makama ulaşıldığında farklı dinamikler devreye girer. Bunun bir nedeni, bireyin aklıyla halktan ayrışarak öne çıkmasıdır. Göçün en sonunda gelen kişi, en öndekinin gördüklerini göremez. İkinci neden ise insanlar arasında ortaya çıkan kıskançlıktır. Kıskançlık, ak ve kara gibidir; hem iyi hem kötü yönleri vardır. İyi yönü, yükselen kişinin daha dikkatli ve sorumlu olmasını sağlamasıdır. Kötü yönü ise kıskançlığın kişiye zarar vererek düşünce ufkunu daraltmasıdır.

Bu nedenle Abay’a göre, yükseldikten sonra insan her şeyi kendi gayreti ve aklıyla yönetmeli, başkalarından medet ummamalıdır. Şair, insanlar arasındaki temel ilişkileri bu şekilde açıklamaya çalışmıştır. 📚

Kelime Açıklamaları & Grup Çalışması

📚 Kelime Açıklamaları

Vecize: Derin bir düşünceyi kısa, özlü ve etkili bir biçimde ifade eden sözlerdir.

Aksiyomatik: Doğruluğu ispat gerektirmeden kabul edilen, temel ve tartışmasız kabul edilen niteliktedir. Aksiyomatik ifadeler, mantık ve felsefede düşüncenin üzerine inşa edildiği ilkeler ve ön kabuller anlamına gelir.

Dogma: Sorgulanmadan, eleştiriye kapalı biçimde doğru kabul edilen düşünce, inanç veya öğretidir. Felsefî ve bilimsel düşüncede dogma, düşüncenin gelişimini engelleyen katı ve donuk kabuller olarak değerlendirilir.

“HAYATIN ÖZÜ HAKIKATTIR”

Отыз жетiншi сөз.

Ornament

Бұл сөзде өзгелердей бiр ғана ой өрбiмiген, жиырма үш жеке - жеке нақыл айтылған, олардың көбiн мақал - мәтелге жатқызуға болады. Мысалы, “Көңiлдегi көрiктi ой ауыздан шыққанда өңi қашады”, “Әкесiнiң баласы - адамның дұспаны, адамның баласы - бауырың”, “Ер артық сұраса да азға разы болады. Ез аз сұрар, артылтып берсең де разы болмас”, “Өзiң үшiн еңбек қылсаң, өзi үшiн оттаған хайуанның бiрi боласың; адамшылықтың қарызы үшiн еңбек қылсаң, Алланың сүйген құлының бiрi боласың”, “Егер iсiм өнсiн десең, ретiн тап”, “Биiк мансап - биiк жартас, ерiнбей еңбектеп жылан да шығады, екпiндеп ұшып қыран да шығады”, “Бақпен асқан патшадан, мимен асқан қара артық; сақалын сатқан кәрiден еңбегiн сатқан бала артық”, “Тоқ тiленшi - адам сайтаны…” “Жаман дос көлеңке, басыңды күн шалса, қашып құтыла алмайсың; басыңды бұлт шалса, iздеп таба алмайсың”, “Досы жоқпен сырлас, досы көппен сыйлас”, “Қайғысыздан сақ бол, қайғылыға жақ бол”, “Қайратсыз ашу - тұл, тұрлаусыз ғашық - тұл, шәкiрiтсз ғалым - тұл”. Мақал - мәтелдер ойлаудың темiр қызықтары. Адам соларға сүйене отырып, өз пiкiрiн бiлдiредi. Әдетте мақал - мәтелдер ғасырлар бойы сұрыпталып, ой елегiнен өтiп барып, мәңгiлiк әрi аксиомалық мәнге ие болады. Мақал - мәтелдi құрастыру әркiмнiң қолынан келе бермейдi. Абай бұл сөзiнде көңiлiнде жүрген көрiктi ойларын мақал - мәтел етiп өрнектеген. Шынында да жоғарыда келтiрiлген нақылдар ел iшiнде әлдеқашан мақал - мәтелге айналған.

Бiрақ, бiз осы мақал-мәтелдердiң тiлiмiзге, түсiнiгiмiзге жеңiлiне құмармыз. Айталық, “Шәкiртсiз ғалым - тұл” дегендi жиi қолданамыз. Ал, “тоқ тiленшi - адам сайтаны” дегенге мән бере бермеймiз. Адам өзi тоқ болып тiленшi болса, қанағат, тәубе, шүкiршiлiк, ырықсыздық, нәсiп сияқты дүниетанмыдық сана - сезiмiнен мүлдем тыс болғаны. Ондай жанды Алланың құлы деп айтуға еш негiз жоқ. Мұндай адамдар тек Абай заманында емес, бiздiң де ортамыздан табылады. Ақын “Қайғысыздан сақ бол”- дейдi. Қайғысыз адам - ойсыз жан. Қайғыны парықтамаған қуана да бiлмейдi. Қайғы мен қуаныш егiз ұғымдар, бiрiнсiз - бiрi жоқ. Сондықтан Абай қайғырудан да, ессiз қуанудан да сақтандырады. Не болса да мөлшермен болғаны адам iсi. Мөлшерден асқанның бәрi шайтан iсі. Адам болмысын терең барлаған Абай “тұрлаусыз ғашық - тұл” дейдi. Ол ғашықтықты айтып отырған жоқ, “ғашық” туралы ой қозғаған. Тұрлаусыз болған жерде ғашық жоқ. Бiрақ, ғашық болу үшiн, оны тану үшiн тұрлаусыздық туралы бiлiм болуы да орынды. Себебi, ғашықтық – жүрек сенiмi. Адам өзi жаратқан Алласына ғашық, қыз - жiгiтке ғашық, бала әкесіне ғашық т.б. Ғашық ақыл өлшеуiшi емес, жүрек сезуiнен туады. Ол ақылдан емес, сезiм байлығынан туады. Сондықтан ол тұрлаулы, егер де –ғашық ақылға қатысыты болса, онда оның тұрлаулы болуы екi талай iс. Ақыл деген таным, ол қылшылдаған ұстараның жүзiндей тиген нәрсесiн тiлiп, тереңдей бередi. Ол тоқтауды, қажуды бiлмейдi. Дүниенi тану шексiз, олай болса ақылда тұрақтылық жоқ. Оған тұрақтылықты сезiм бередi. Сезiмде сенiм болса, ақылды өткiншiлiк басым. Ақылды дариядай деп халық даналар туралы айтушы едi. Мен ақылды ағынды өзенге теңегендi дұрыс деймiн. Ақылдың ағамы болмаса, ол ақыл болудан қалады, оны ғылым тiлiнде “догма” деп атайды. Кешегi ақылды сөз бүгiнге сәйкес келме-.

се , оның ақыл болмағаны. Бұл мәнде ақылдың барлаушысы сезiм. Сезiмсiз ақыл шолақ. Абай “тұрлаусыз ғашық - тұл” дегенде сезiмге құрылған ақыл туралы айтып отыр. Мақал - мәтелдерден өзге бұл сөзiнде Абай философиялық байламдар жасаған. Ақын “көп” туралы айта келiп “дүниеде бар жаман да көпте, бiрақ қызық та, ермек те көпте” дейдi. Ол “көп” дегенде тобыр мәнiнде айтқан. Сокартқа у iшкiзген, Ғайсаны дарға асқан көп. Олай болса көпте ақыл жоқ. Оны ебiн тауып басқару керек. “Көп” туралы Абай үлкен мәселе көтерiп отыр, көп айтты деп дүрмекке түсiп кетсең, аяғы опық жегiзуге апарары сөзсiз. Кеңес империясы өз саясатын көптiң саясаты деп жариялап мемлекет құрды, аяғы опасыз болды. Ақыл Алла нұры десең, ол көпке емес, жеке адамға түседi. Санасында сәулесi бар жан қараңғы көптiң өмiрiне жарық әкеледi. Тарихта үнемi осылай болып отырған, бұл заңдылық, одан асып ешкiм әрекет ете алмайды. Абай “бағың өскенше - тiлеуiңдi ел де тiлейдi, өзiң де тiлейсiң, бағың өскен соң - өзiң ғана тiлейсiң”, - деп қою ой байламын құрастырған. Шынында да бақты өсiрушi өз еңбегiң, тiлеуқор елiң. Бiрақ, үнем солай болып тұра бермейдi. Басында бақ қонған соң өзгеше заңдылық пайда болады. Оның себебi, сен көптен ақылыңмен ұзап олардың алдына шығып кетесiң. Көштiң ең соңғы көлiгiндегi отырған адам алдыңғы көлiктегiнiң көргенiн көре алушы ма едi. Бұл бiр. Екiншiден, адам болмысында бақыт қонған жанға деген қызғаныш болады. Қызғаныш сезiмi ақ пен қара сияқты, оның жақсылығы да жамандылығы да бар. Жақсылығы сол, басына бақ қонған адам сақ, iсiне жауапты болады. Жамандығы сол, бақ қонған жанға қызғаныш жанына жара, ой - өрiсiне тұсау салады. Сондықтан бағың өскен соң тiзгiн өз қолыңда, жанашырың да, сүйенерiң де өз ақылың мен қайратың, өзгеден дәмеленген.

бос әуре. Абай адамдар арасындағы бiр аса күрделi қатынастарды өзiнше осылай түсiндiрген.