Abay’a göre Kazakların kötülüğe daha yatkın hâle gelmesinin başlıca sebebi çalışmamalarıdır. İşsizlik, insanı zamanla yanlış yollara sürükler. Abay bu gerçeği şiirlerinde de dile getirir. Ona göre insanlar toprağa ekin ekse ya da ticaretle uğraşsa, boş vakitleri kalmaz; hayatlarını daha faydalı işlerle doldururlardı. Ancak Kazaklarda bu ikisinden hiçbiri yoktur. Mal zenginin, can Allah’ın” sözünü kendine kalkan yaparak köy köy dolaşıp hazır rızık peşinde koşan insanları gören Abay, bu tutumu sert biçimde eleştirir.
İnsan çoğu zaman isteyerek kötü olmaz. İçinde yaşadığı çevre, toplum ve zaman, insanın karakterini ve yönelişini belirler. Bu yüzden işsizlik yalnızca bireysel bir sorun değil, aynı zamanda derin bir toplumsal problemdir.
Abay’ın yaşadığı dönemde Kazak toplumu büyük bir karmaşa içindeydi. Eskiden “Düşman nerede?” diyerek at sırtında gün geçiren halk, Rusya’ya tamamen bağımlı hâle geldikten sonra ülkeyi ve köyü koruma görevinden de uzaklaştırılmıştı. Halk bütünüyle barışçı bir yaşama yönelmişti. Ancak bu barış, beraberinde yeni bir sorunu getirmiştir: işsizlik.
Atadan kalma meslek hayvancılıktır. Önceleri bu işi daha çok hizmetçiler ve çocuklar yaparken, zamanla herkes bu işle meşgul olmaya başlamış ve köylerde gerçek anlamda iş alanı daralmıştı. Özellikle gençlerin yapacak işi kalmamıştı. Ekin ekmek istemezler, ticaret için ise yeterli imkân bulamazlar; böylece amaçsızca dolaşırlar. Elbette o dönemde Kazaklar arasında tarımla ve ticaretle uğraşanlar da vardı; fakat çoğunluk onları desteklemedi. Bu yüzden şair, “İşe yararım diyen Kazak bile elindeki az çok varlığını bir başkasına bırakıp, “bakıver, gözetiver” diyerek kendini serbest bırakıyor; söz peşine düşüyor, yemek peşine düşüyor, köy köy gezmeye koyuluyor” diyerek Kazakların işsizliğine üzülür.
Bu durumda övgünün yeni bir türü ortaya çıkmıştır: fayda. Eskiden insanlar aklı, zenginliği ve vicdanı överken, artık halk arasındaki “uyanıklar” için aldatmak ve söz taşımak birer övgü vesilesi hâline gelmiştir. Şair, hiçbir zorluk çekmeden, ter dökmeden çalışan; kolay yoldan geçinmeye alışmış olan saf zenginleri şöyle eleştirir: “Onları “Yeter ki buyurun, sizin için ateşe bile girmeye hazırım” diye pohpohlayıp kandıranlar vardır. Kendileri ne iş yapar ne de malına bakarlar; ama onların sayesinde giyimini kuşamını tamamlar, iyi bir ata biner ve toplum içinde saygın bir yere sahipmiş gibi yaşamaya devam ederler. Abay bu durumu sert bir dille eleştirir ve alaya alır.
Ne yazık ki zavallı zenginler, uyanıkların bu kötü davranışlarına çoğu zaman fazla önem vermezler. Bunun da kendince bir sebebi vardır. Zengin olduktan sonra insan tek başına karar vermekte zorlanır. Gazetesi, radyosu, telefonu olmayan bu kişiler, modern hayatın nasıl yaşandığını merak eder; “Nerede, nasıl davranılır?” sorusunun cevabını ararlar. İşte bu noktada onlara yol gösterenler, çoğu zaman kurnaz ve çıkarcı kimseler olur.
Bu durumu fark edip düzeltecek bir hükümet de yoktur. Aksine, Kazakların ahlaki yönden zayıflaması bazı idarecilerin işine gelir. İnsanlar birbirine kızıp anlaşmazlığa düştükçe, adalet aramak için Rus yöneticilerine başvurdukça halkı yönetmek daha da kolaylaşır. Bu, sömürgeci politikanın eski ama etkili yöntemlerinden biridir. Çünkü onların amacı, halk arasında sürekli bir çatışma ortamı oluşturmaktır.
Adaleti “Ak Çar’dan (Rus Çarı)” ve onun memurlarından arayıp durmayı bir alışkanlık, hatta bir geçim yolu hâline getirmek, Abay’ın yaşadığı dönemde Kazakların en ağır ve en utanç verici kötülüklerinden biriydi. Abay bu kötülüğün sebebini “Kazaklarda iş yapma, çalışma imkanının olmaması” olarak açıklar. Şüphesiz burada işsizliğin iki yönü olduğunu belirtmek gerekir. Birincisi, gerçekten çalışma imkanının olmaması; yani iş gücünün iş alanlarından fazla olmasıdır. Bu durum yalnızca Kazak toplumunda değil, gelişmiş ülkelerde bile görülen doğal bir olgudur. İkincisi ise, mevcut işleri yapmaktan kaçınmaktan doğan işsizliktir. Abay’ın sözlerinde her iki durum da yer alır. Ancak o, özellikle ikinci tür işsizlik üzerinde daha fazla durur. 📚
📚 Kelime Açıklamaları
Yatkın hâle gelme: Bir duruma veya düşünceye zamanla açık, meyilli veya hazır duruma gelme anlamına gelir.
Tutum: Bir kişinin bir konuya, duruma ya da insana karşı davranış biçimi ve bakış açısı demektir.
Uyanık: Çevresinde olup bitenleri çabuk fark eden, dikkatli ve tetikte olan anlamına gelir.
Pohpohlamak: Birini aşırı ve çoğu zaman samimi olmayan biçimde övmek, hoşuna gidecek sözler söylemek demektir.
CAN VE BEDEN
Абай айтуынша: “Қазақтың жаманшылыққа үйiр бола беретұғынының бiр себебi - жұмысының жоқтығында”. Өте орынды айтылған сөз. Адамды аздыратын, оның жұмысының жоқтығы туралы Абай өлеңдерiнде де талай айтқан. Егер адам жерге егiн ексе, сауда жасаса, оның бос уақты болмас едi. Қазақта осы екеуiнiң бiрi де жоқ. “Мал байдiкi, жан құдайдiкi” деген есiрiк, ессiз сөзге құл болып, ауыл - ауылды аралап, ат сабылтып, тамақ аңдып жүргендердi көрiп отырған Абай қазақтардың жұмыстарының жоқтығына күйедi. Қандай iстiң болмасын себебi бар. Қазақтарда неге жұмыс жоқ дегенге келсек, үлкен әңгiмеге тiрелемiз. Адам жаман болғысы келiп жаман болмайды, көбiнесе жамандыққа оны өмiр сүрген ортасы, қоғамы, заманы итермелейдi. Қазақ қоғамы Абай заманында далбаса күйде болатын. Бұрынырақта жау қайдалап ат үстiнде күн кешкен халық Ресейге мүлдем бодан болғаннан бәрi, ел, ауыл қорғау дегеннен “құтылған”. Халық бiрiңғай бейбiт тұрмысқа көшкен. Кәсiбi ата дәстүр бойынша мал бағу. Бұрын бұл кәсiппен малшы жалшылар, бала - шаға айналыстын. Ендi бүкiл халық болып малмен айналысқанда ел iшiнде iс қылатын кәсiбi болмады. Мал бағу қазақтың кең жерiнде оншама көп жұмыс қолын қажет етпедi. Егiн егуге мойын жар бермей, сауда жасаудың ретiн бiлмей жастар бос жүрiске түстi де кеттi. Әрине, ол заманда қазақтардың егiнмен, саудамен айналысқандары болды, бiрақ көпшiлiк оларды қолдамады. Сондықтан: …осы.
қазақтың iске жараймын дегенi өзiнiң азды-көптiсiн бiреуге қоса салып, “көре жүр, көздей жүр” деп басын босатып алып, сөз аңдып, тамақ аңдып, ел кезуге салынады”,- деп ақын қазақтың жұмысының жоқтығына қынжылады. Осындай жағдайда мақтанның тағы бiр түрi пайда болады. Адамдар әдетте байлықты, ақылды, абыройды мақтан тұтушы едi, ендi ел iшiндегi “пысықтар” үшiн арыз бере бiлу, алдай бiлу мақтан. Ақын ешқандай қиналып, тер төгiп еңбек қылмайтын желөкпелеу байларды: “сiз айтсаңыз, отқа түсуге барамын” деп желдендiрiп алып, шаруасын қылмай-ақ, малын бақпай-ақ содан алып киімiн бүтейтiп киiп, тәуiр атын мiнiп алып, қатарлы бiр құрметке жетiп жүре бередi”,- деп сынап мiнейдi. Бұл “пысықтың” пасық әрекетiне бейшара байлар мән бере қоймайды. Оның да себебi бар. Бай болған соң ол бiреумен ақылдаспай тұра алмайды. Газетi, радиосы, телефоны жоқ қазақ байы дүниеде не болып жатқанын, қай нәрсенiң нарқы екенiн, өзге байлардың қандай тiршiлiгi барын бiлгiсi келедi. Мiне, осы iсте “сиырдың жорғасындай” секiлдi пысықтар байдың нағыз жанашары, кеңесшiсi болып шыға келедi. Осындай халдi бiлiп, оны түзетуге бағыт жасап отырған өкiмет жоқ. Керсiнше қазақтың жақсылығы азайып, жаманшылғы күшейсе риза болатын шенеунiктерге бұл тiрлiк өте қолайлы. Бiр-бiрiнiң сөзiн ұқпай, бiр-бiрiне кек сақтап, әдiлдiктi орыс шенеуеiктерiнен iздеп келушiлер молайған сайын, халықты басқарған жеңiл. Бұл отаршылдардың көне тәсiлi. Оған жанын сала қызмет ететiн қазақтың өз “пысықтары”. Әдiлдiктi “ақ патшадан”, оның шенулiктерiнен iздеп арыздануды кәсiпке айналдыру қазақтың Абай заманындағы ең ауыр, ең сорақы жаманшылығы едi. Бұл жаманшылықтың себебiн Абай –“Қазақтың жұмысының жоқтығы”- дейдi. Сiрә,.
бұл тұста жұыстың жоқтығының екi жағы барын айтқан жөн. Бiрiншiден, жұмыстың жоқтығын шын мәнiнде адамдардың еңбектен артық болуы. Мұндай жағдай қазақ елi түгiл дамыған жұрттарда мiндеттi түрде болатын табиғи заңдылық. Екiншiден, бар жұмысты істемеуден туған жұмыстың жоқтығы. Абай сөзiнде осының екеуi де бар. Бiрақ, ол екiншi мәндегi жұмыстың жоқтығы туралы көбiрек тоқталған.