İçindekiler

Hakim Abay

Bilingual Edition

Dokuzuncu Söz.

Ornament

Şair dokuzuncu sözüne bu ifadeyle giriş yapar. Bu giriş, şairin kimlik sorgulamasının aynı zamanda bir toplumsal muhasebeye dönüşeceğini işaret eder. Abay, bu cümlenin ardından şu soruyu doğal olarak gündeme getirir: “Öyleyse Kazak’ın hangi davranışını onaylayıp sevmeliyim, hangi davranışlarından ise uzak durmalıyım? Ancak şair bu soruya doğrudan bir yanıt vermez. Çünkü artık halkının düzelip kalbini güçlendirecek bir işe girişeceğine olan inancını kaybetmiştir.

Abay, halkının günlük hayatındaki dağınıklığa, küçük hesaplarla örülü yaşam tarzına duyduğu kırgınlıkla, “Ben canlı olsam da, gerçekte diri sayılmam” der. Bu söz, yüzeysel bir umutsuzluk ifadesi değildir; daha çok varoluşsal bir sarsıntının işaretidir. Şairin buradaki duygusu tam anlamıyla kavranmak istendiğinde, bunun Asan Kaygı’nın düşünce çizgisine benzediği görülür: geleceğe ümitle bakmak, kendi yarasını kendi içinde tanımak, kendini acımasız bir iç sınavdan geçirmek ve sonunda insanı kemiren yanlışlardan arınma yolunda ilerlemek… Bunlar, Kazak düşüncesinin karakteristik yaşam felsefesi ilkeleridir.

Kazak düşünce geleneğinde yaşam ve ölüm üzerine derin tefekkürler özellikle Korkut Ata* ve Asan Kaygı** gibi bilgelere özgü bir çizgidir. Kazak toplumsal kültüründe ölüm hakkında ölümsüz düşünceler bırakmak köklü bir gelenek hâline gelmiştir. Bu bağlamda Abay da sözünü aynı çizgiye yerleştirir. Buna da şükür,” der şair, “ömrün sonu geldiğinde ‘eyvah, şu yapılmadı, bu eksik kaldı’ diye kaygıya düşmeden, geride kalanlara hayıflanmadan, son dileğini gönül rahatlığıyla tutarak ölmek gerekir. Bu düşünce, ölümü kaygısız karşılamanın onu bütünüyle kavramak anlamına gelip gelmediğini sorgulatır. Bir yandan ölümün huzurla karşılanması, insanın yaşamın özünü idrak ettiğinin göstergesi olabilir; öte yandan, ölümü kaygısız kabullenmek, hayatın anlamdan yoksun ve pişmanlıklarla dolu olduğu düşüncesini de içinde barındırabilir. Abay bu iki gerilimli soruyu okuyucunun zihnine bırakır. Çünkü insanlık tarihi boyunca bu sorulara kesin bir yanıt verilmemiştir. Yaşam ve ölümün anlamı, insan aklının tam olarak çözemeyeceği bir varoluş sırrı olarak durur.

Abay, bu kısa sözünde, Kazak kimliği üzerinden insan varoluşuna, hayatın anlamına ve ölümün gizemine dair derin düşüncelerini yoğun ve çarpıcı bir üslupla dile getirir. 📚

Kelime Açıklamaları & Grup Çalışması

📚 Kelime Açıklamaları

1. Kimlik / Benlik: Kişinin kendisini nasıl tanımladığı, ait olduğu toplumu ve değerleri algılama biçimi. Abay’ın “Ben Kazak’ım” sözündeki temel vurgudur.

2. Varoluş (Existence): İnsanın kendi varlığını sorgulaması, anlam arayışı. Abay’ın sözleri varoluşçu (egzistansiyalist) bir sorgulama niteliği taşır.

4. Kaygı / Keder: Bir durum karşısında duyulan içsel huzursuzluk.

5. Hayıflanmak: Gerçekleşmeyen şeylerden dolayı içten içe üzülmek.

7. Gelenek: Toplumların kuşaktan kuşağa aktardığı kültürel alışkanlıklar.

___________________________________________________

*Korkut Ata, Türk ve özellikle Oğuz boylarının destan geleneğinde bilge, ozan ve kahraman tipinin simgesidir. “Dede Korkut Kitabı”nda hem anlatıcı hem de hakem konumundadır; halkın kaderi, savaşları, aile yapısı ve ahlak anlayışı üzerine hüküm verir. Türk dünyasında ölüm ve yaşam üzerine derin düşünceleriyle tanınır. Kazak düşüncesinde de ölümün kaçınılmazlığı ve kader temasını işleyen figürlerden biri olarak kabul edilir.

**Asan Kaygı, Kazak edebî geleneğinde “halk filozofu” olarak bilinir. 14–15. yüzyıllarda yaşadığı kabul edilir. Adı üzerindeki “kaygı”, onun halkın geleceği ve devletin birliği üzerine duyduğu derin hüznü ifade eder. Düşüncelerinde ideal bir yurt arayışı (Жерұйық), halkın geleceğine yönelik endişe ve insanın kendini sorgulaması ön plandadır. Abay’ın sözlerinde görülen varoluşsal üslup, Asan Kaygı’nın mirasının bir devamı olarak yorumlanır.

ÇOCUĞUN İYİSİ SEVİNÇ, KÖTÜSÜ DERTTİR

Тоғызыншы сөз.

Ornament

Ақын тоғызыншы сөзiн осылай бастайды. Олай болса, қазақтың қай қылығын қостап, оны жақсы көрмекпiн, немесе недей қылықтарынан жиренiп, оны жек көруiм керек. Ақын оған жауап бермейдi. Қазақтың жөнделiп, көңiлге қуат қыларлық iске көшерiне, ақынның сенiмi жоқ. Халқына, оның ұсақ-түйек тiршiлiгiнен налып, қапа болған Абай “мен өзiм тiрi болсам анық тiрi де емеспiн” –дейдi. Ақынның айтқандарын дәлмедәл түсiнуге болмайды, оның күйзелiсi Асан Қайғы iспеттi болашаққа үмiтпен қарау, өз дертiңдi өзiң анықтау, өзiңдi-өзiң аяусыз сынау, сөйтiп кеселдi дерттен құтылу жолында әрекет ету. Бұл өмiр философиясының қағидалары. Өмiр мен өлiм болмысын қатар алып келе жатқан қазақтың философиясында сонау Қорқыт, одан бергi Асан Қайғы да молынан кездесетiн ойлар жүйесi. Батыс философиясында экзистэнциялизм деп келетiні айқын. Қазақ тұрмысында өлiм туралы өлмес ойлар қалдыру дәстүрi болған. Сондықтан да Абай “бұ да жақсы, өлер кезде” әттеген-ай, сондай, сондай қызықтарым қалды-ау!” деп қайғылы болмай, алдыңғы тiлеудi тiлеп артқа алаң болмай өлудi айтады. Сонда өлiмнiң қайғысыз болуы, оның мәнiне жеткендiк емес пе? Бұл мәселенiң бiр қыры, екiншiсi - өлiмнiң қайғысыз болуы өмiрдiң мәнсiздiгiн, өкiнiштi екендiгiн де мойындау емес пе? Бұл сұрақтарға жауапты адамзат баласы әманда қойып келедi, нақтылы жауап жоқ, себебi, өмiр мен өлiм мәнін адам баласы ешқашан шешпек емес. Бұл табиғат құпиясы, оны адамның мойындауынан өзге еш лажы жоқ. Абай осы қысқа сөзiнде осы бағытта ой өрбiткен.